top of page

ŞİDDETİN EKONOMİK HÂLİ: SÜRESİZ NAFAKA (İDİ)

Yazarın fotoğrafı: Murat Tayyar
Murat Tayyar
30 Eyl
3 dakikada okunur

Nihayet kalktı.

 

Türkiye’de yoksulluk nafakası, daha çok erkekler tarafından kadınlara ödenir. Dolayısıyla fikirlerimin cinsiyetçi bir söylem olarak değerlendirilmemesini isterim.

 

Bazıları nafakanın “boşanan kadının ekonomik özgürlüğü” bakımından çok önemli olduğunu şiddetle savunsalar da… Bence tam tersi. Nafaka maalesef boşanan kadını, boşandığı kocasına ekonomik olarak bağımlı kılan, kadını “her ay boşandığı kocasının insafına mahkûm eden bir ödeme” hâline gelmiştir.

 

Aynı şekilde, erkeği de ya istemediği bir evliliği sürdürmeye zorlayan ya da boşanması hâlinde maaşının bir kısmını eski eşine ödemeye mecbur bırakan bir ekonomik şiddet aracına dönüşmüştür.


Öncelikle bir hususu açıklığa kavuşturalım. Bu yazıda mevzubahis “yoksulluk nafakası”. İştirak nafakası değil.


Nafakaya tabii ki karşı değilim. Boşanma nedeniyle ekonomik olarak zor duruma düşen tarafın belirli bir süre desteklenmesi gerektiği muhakkak. Hatta bazı evliliklerde eşlerden birinin yıllarca çalışmayarak, çocuk yetiştirerek, evin ve ailenin bütün yükünü üstlenerek diğer eşin ekonomik gelişimine katkı sağladığı da inkâr edilemez. Böyle bir evliliğin sona ermesinin ardından ekonomik bakımdan dezavantajlı olan eşin kaderine terk edilmesi elbette savunulamaz.


Ancak bir insanın boşandığı eşine karşı ömür boyu veya boşandığı eşi başka bir kişiyle evlenene kadar ekonomik sorumluluk taşıması gerektiği düşüncesini de savunamıyorum.

Zira boşanma, yalnızca aynı evde yaşamaktan vazgeçmek değildir. Tarafların birbirlerinden tamamen ayrılmasıdır.


Peki, boşandığı eşine yıllarca nafaka ödemeye devam eden bir insan bakımından evlilik gerçekten sona ermiş midir?


Üstelik burada sözünü ettiğimiz ödeme, boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olan eşin cezalandırılması amacıyla hükmedilen bir tazminat da değildir. Kanuna göre, nafaka yükümlüsünün kusurlu olması dahi aranmaz. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusurunun diğerinden daha ağır olmaması yeterlidir.


Yani bir insan, boşanmaya sebep olan olaylarda hiçbir kusuru bulunmasa dahi boşandığı eşine nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir.


Burada ister istemez şu soruyu sormak gerekiyor: Bir evliliğin sona ermesinden sonra ortaya çıkan ekonomik güçlüğün sorumluluğu, neden süresi belirsiz biçimde diğer eşin üzerinde bırakılmalıdır?


Dahası, süresiz nafaka yalnızca ödeyen tarafın ekonomik özgürlüğünü sınırlamaz. Nafaka alan taraf bakımından da ekonomik bağımsızlığın önünde bir engel hâline gelebilir. Kişinin kendi hayatını kurması, iş hayatına katılması ve ekonomik olarak güçlenmesi yerine, geçmişte kalmış bir evlilikten kaynaklanan ödemeye bağımlı kalması, korunması amaçlanan kişinin özgürleşmesine ne ölçüde hizmet etmektedir?


Elbette bu sorunun cevabı herkes için aynı değil. Yaşı, sağlık durumu, eğitim seviyesi veya evlilik süresince üstlendiği sorumluluklar nedeniyle çalışma hayatına katılması mümkün olmayan kişiler de var. Ancak bu kişilerin korunması ihtiyacı ile bütün boşanmalarda süresi önceden belirlenmeyen bir nafaka yükümlülüğünün öngörülmesi aynı şey değil.


İstisnai durumların varlığı, “süresizliği” genel bir hukuki imkân olarak düzenlemeyi zorunlu kılmamalı.


Nitekim, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde nafaka kendiliğinden kalkarken; alacaklının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde mahkeme kararıyla kaldırılabilmektedir. Tarafların mali durumlarının değişmesi hâlinde nafakanın artırılması veya azaltılması da mümkündür.


Ancak nafakanın kaldırılabilmesi için belirli koşulların öngörülmüş olması, süresiz nafakanın yarattığı sorunu bütünüyle ortadan kaldırmıyor.


Çünkü nafaka yükümlüsünün yeniden dava açması, koşulların değiştiğini ispatlaması ve mahkemeden karar alması gerekebiliyor. Başka bir ifadeyle, taraflar boşanmış olsalar dahi yıllar sonra yeniden mahkeme salonunda karşı karşıya gelebiliyor.


Oysa boşanmanın amacı, tarafları birbirlerine karşı yeni davalar açmaya mecbur bırakan bir hukuki ilişki içerisinde tutmak olmamalı.


Boşanma, tarafların geçmişteki evliliklerini ömür boyu finanse etmek zorunda kaldıkları bir kurum hâline gelmemeli.


Peki, Anayasa Mahkemesi ne dedi?


İşte uzun yıllardır tartışılan bu mesele, nihayet Anayasa Mahkemesi’nin önüne geldi.


Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline oy çokluğuyla karar verdi. İptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı.


Burada önemli bir ayrıntı var: Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasını kaldırmadı. Nafaka talep etme hakkını da ortadan kaldırmadı. İptal edilen, nafakanın süresiz olarak talep edilebilmesine imkân tanıyan ibare.

 

Bu ayrım önemli. Çünkü mesele, boşanan eşlerden birinin ekonomik olarak korunup korunmaması değil; bu korumanın ne kadar süreyle ve hangi koşullarda devam edeceği.

 

Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi henüz yayımlanmadı. Karar yayınlandığında bu konuyu tekrar gündeme getirip tartışabiliriz.


İptal kararının ardından kanun koyucunun nasıl bir düzenleme yapacağı ise ayrı bir mesele.

Her evlilik için aynı nafaka süresinin belirlenmesi de kanaatimce yeni adaletsizlikler doğurabilir. Bir yıl süren ve tarafların her ikisinin de çalıştığı bir evlilik ile otuz yıl süren, eşlerden birinin bütün hayatını evine ve çocuklarına adadığı bir evliliğin ekonomik sonuçları aynı olamaz.


Bu nedenle nafakanın süresinin belirlenmesinde evliliğin süresi, tarafların yaşı, çalışma imkânları, ekonomik durumları ve evlilik içerisindeki iş bölümü gibi hususların dikkate alınması gerekir.


Önemli olan, nafakayı ortadan kaldırmak değil; nafakanın amacına uygun, ölçülü ve hakkaniyetli bir hukuki mekanizma oluşturmak.


Zira nafaka, boşanma nedeniyle ortaya çıkan ekonomik güçlüğün giderilmesine hizmet etmeli. Taraflardan birini diğerinin sürekli borçlusu, diğerini de sürekli alacaklısı hâline getirmemeli.


Evlilik bir ömür sürebilir. Ancak sona ermiş bir evliliğin ekonomik yükümlülüklerinin de mutlaka bir ömür sürmesi gerektiği düşüncesinden vazgeçmenin zamanı gelmişti.


Ve nihayet, gelmiş gibi görünüyor. 


Yazar: Arb. Av. Murat Tayyar

 
 
 

Yorumlar


© 2026 Tayyar Tuncer tüm hakları saklıdır.

bottom of page